21 Mar 2013

Zamanında


zamanında ne güzeldi bu bahçeden kopan nar 
yüzümde gülümseme bir başka dururdu o zamanlar 
ağrılar ödünçtü, içimde koşan çocuklar uslu 
misafirlere ne bereketli sofralar kurulurdu 

yaz uzundu eskiden 
zamanında böyle kayıplar yoktu 
sevinçlerimiz gerçekti 
gözyaşının ertesi umutlu 

güzeldim ben o yazlar kadar zamanında 
ailem çoktu 
güzeldim ben o yazlar kadar zamanında 
yazın bu kadar ağlamak yoktu 

zamanında iyimserdik hiç olmaz zannettik ayrılıklar 
gelip geçici ömür mücadele büyürmüş bütün doğanlar 
yaşım küçükmüş geleni gideni büyükmüş evin 
çok olur halası dayısı ama bir evin bir kızı hala benim 

18 Mar 2013

Mutluluk

p.s. Tablo Dino'nun mu değil mi muallakta velakin isteseydi ben ona mutluluğun resmini gösterebilirdim (:

İnsanın en büyük hatası ufacık olumsuzlukları büyütüp devleştirirken belki yıllardır gözünün önünde olan güzellikleri farkedememesidir bence. Pesimist insana fobim var benim. "Yağmur yağdı içim şişti", "terkedildim ölüyorum", "yolda sevgili gördüm moralim bozuldu", "aşk acısı çekiyorum çok kötüyüm" insanları boğuyo beni. Bilmem kim bilmem ne dedi diye hayata küsen işi intihara kadar götürebilecek insanlar gördüm ve gülsem mi ağlasam mı şaşırdım kaldım. Yapmayın etmeyin gözünüzü seveyim. Böyle depresyon kafalı bi insan olmasamda arada sırada gelirler banada. Özellikle uzun süre herşeyi tek başıma yapınca bi kötü olurum böyle kötü hissederim. Bu sıralarda öyleydim işte. Her filme,her tiyatroya yalnız gittim. Her kitabı yalnız okudum. Her kahveyi yalnız içtim. Bide üstüne grip olunca bi melankoli çöküverdi tepeme. Telefonumu kapattım. Kareli battaniyemi, tuvalet kağıdı rulomu, çöp kutumu aldım koltuğa attım kendimi. Annem takmadı hiç gitti gezmeye. Kendi kendime yattım, yattım, yattım. Grip mi nezle mi yıllardır ayırt edemediğim o şeyde gözlerimi doldurunca ağlayasım geldi. Aldım telefonu babamı aradım. "Hastayım ben dedim." Normalde olsa kızardı. "Neden hasta oluyosun, baksana kendine. Niye sıkı giyinmiyosun. Kansızsın et yemiyosun." diye konuşurdu da konuşurdu. Bu sefer öyle yapmadı "Nen var kuzum" dedi. Ağzını yüzünü yiyesim, kalkıp gidesim, boynuna sarılasım geldi. Konuştuk biraz kapattık. Dedem aradı. "Guzucuğum" dedi. Belki gribim geçmedi ama kalbimdeki bütün ağırlık uçtu gitti. Hafifledim. Rahatladım. Ertesi gün babam evdeydi. Kahvaltı sofrası kuruldu. Dedemle babaannem geldi. Hasta halimle erken kalktım saatlerce oturdum o sofrada. 19 yıldır dinlediğim şeyleri tekrar tekrar dinledim. Onlar anlattıkça mutlu oldu ben dinledikçe. Sabah kahvaltısına bi kere daha aşık oldum. Şimdi iyileştim süperim. Böyle bi yazasım geldi. Farkettim ki annemin bütün umursamazlıklarına, sevgisizliğine, anlayışsızlığına rağmen benim muhteşem bi ailem var. O'nu şöyle bi kenara çıkardığım zaman yaptıkları ve yapacaklarıyla her zaman gurur duyabileceğim, merhametli, sevgi dolu ve hümanist -evet hümanist- bi ailem var. Hayatta hiç "muhteşemlik" aramadım. O yüzden annem neden böyle diye sormuyorum artık çünkü elimdekiler onun yerini kat kat dolduruyo. Aslında çok mutlu olarak yazdım bunları ama nedense hüzünlü bi yazı oldu. Olsun. İşin özü: Olumsuzlukları hayatınızın merkezine koyup kendi kendinize eziyet etmekten vazgeçin artık. Hayat öyle güzel ki!

7 Mar 2013

Başlıksız Post


Bu fotoğrafın adı güzellikler, tezatlıklar ve telefonumun iğrenç kamerası olsun.

Günün sözüde:
Kızıldereliler Adanalı mıymış?!

4 Mar 2013

Eylül Akşamı


Ben bu şarkıyı ne zaman dinlesem yüzümde anlamsız bi gülümseme oluşuyo, vücudumu sebepsiz bi sıcaklık kaplıyo kısaca mutlu oluyorum. (: İçimde bir Eylül akşamı biriyle tesadüfen tanışma, bi gelecek kurma ve yıllarca birlikte bu şarkıyı söyleme isteği uyandırıyo. (:

"belki aynı posta kutusuna, 
değişik zamanlarda da olsa, 
birkaç mektup atmışızdır 
ayın karpuz dilimi gibi
batışını izlemişizdir deniz kıyısında 
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede 
belki de birkaç gün arayla 
olamaz mı? 
olabilir." (:

1 Mar 2013

Kendim için, kendime göre

Uzun zamandır en içten inandığım şeylerden biri "alarak mutlu olmak." Her ne kadar kapitalist düzenin ekmeğine yağ sürüyo olsakta kendine bişeyler alarak daha doğrusu kendisi için harcayarak mutlu olmayacak bi insan yoktur bence. Hani diyoolla ya alın verin ekonomiye can verin yok yavrum o öyle olmuyo alın verin mutlu olun çokzel bişey bak çok hoşlu moşlu bişey falan olması lazım onun. O yüzdende çok sevdiğim bloggerlardan bazıları diyo ya aldım rahatladım :D aynen alıyoruz rahatlıyoruz :D aslında postun önermesi bu değil olmamalı yani ama oldu :D neyse artık çüçük fotoroman yapcam ben şimdi ama bol yazılı :D ama fotoroman :D


Öncelikle seni iki yeni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum. Birsen Tezer beybimle uzun zamandır büyük bi aşk yaşıyoduk ama fiziksel olarak temasa geçememiştik bi türlü. Efendime söyliyim geçen bi baktım Ada Kültür'de 3 Mart Pazar günü saat 16.00-18.00 arasında Birsen'imin imza günü varmış. İkinci Cihan'ını imzalicakmış. Yeteeer bu ayrılıık canıma tak etti dedim ve gidip albümü aldım. Kısmetse yarın kendisi imzalanıcak.
Cafe de Pera'ya gelecek olursak o benim ebedi sevgililerimden biridir. Bugüne kadar ilişkimizi burda ifşa etmemiştim lakin içerisinde gizlediği nağmeler her daim gönlümü feth etmiş, vücudumdaki adrenalin seviyesini arttırmıştır. Öyle raflardan hüzünlü hüzünlü beni kesmesine daha fazla dayanamadım ve onuda attım sepete. Sonuç olarak iki gündür sevişiyoruz.


Ve bir DIY projesiyle karşındayım bebeğim. Bu gördüğün Biramania eskiden dışı lacivert bir bloknottu kendisi ucuzluğu sebebiyle alınmış ve modifiye edilmiştir. Anlayacağın artık Tuborg kalp ben.


Bu fotoğraf aslında eski. Yoğunluktan bilgisayarın bi köşesine itilmiş acı dolu bi kare. Oda aramızdaki yerini alsın istedim. Final haftası, eskiçağ, osmanlıca, gözlük, kahve ft. ben.


Dün hayatımda ikinci kere pilav yaptım. Yemek yapmayı ve yemek tariflerini müthiş derecede seviyo oluşuma karşın bulaşıklardan bi o kadar nefret ediyorum. O yüzden genellikle annem evdeyken bişeyler yapar bulaşıklarıda bırakır kaçarım. Ama dün annem yoktu. Hayvanötesi açtım ve evde karnıbahar vardı! Yani iş başa düştü ve pilav yaptım. Valla ilkinden güzeldi. İlk yaptığımıda canımın içi dedemle babaannem beni üzmemek için bayıla bayıla yemişti. Üzmemek için çünkü tuzsuz ve lapaydı :D


Ben hatıralara çok çok fazla değer veren bi insanım. Öyle ki hatıralarla yaşayabilirim. Ve hayatta en sevdiğim şeylerden biride biriktirmektir. Manevi değeri olan şeyler dışında günümüz çikolata ambalajlarını, poşetleri vs.de biriktiriyorum çünkü en büyük hayallerimden biri 20-30 yıl sonra bi vintage müze açmak. Eskiyi ve eski olan herşeyi çok seviyorum. Fotoğrafın en üstündeki Nestle çikolatayı ve Dr. Oetker's setini sırf eski ambalajları için aldım. Onun dışındakiler bi zamanlar en sevdiklerimle içtiğim nargilelerin sipsileri(hala cappucino kokuyolar), sinema biletleri, afişler, hediyeler vs.vs. Bence insan anılarıyla varolur. Yani onlar ben'im bende onlar'ım.

Bi de özlediklerim var. Özlemek bazen insanı sevdiklerine bağlar bazende içini parçalar, kanatır. Benim özlediklerim ufak tefek, gülümseten cinsten şeyler (:


Mesela şu anı çok ama çok özledim. Soğuk kahve içmeyi, orda burda atıştırmayı ve hafif rüzgarlı sıcakta uzun uzun yürümeyi...


Ne yalan söyleyeyim fazla sevmememe rağmen dondurmayıda özledim! Sonuçta dondurma=yaz (:


Şöyle güzel bi havada sevdiğim ve beni anlayan biriyle eyleme gitmeyi o insanları fotoğraflamayı özledim.


Sıcacık bi kahveyle battaniye altında kitap okumanın tadını herkes sever. Ama ben bu ara soğuk şeylerle manzaralı cafelerde kitap okumayı özledim. 

Dediğim gibi bunlar tatlı özlemler umarım özlediklerim hep böyle kalır ve beni üzmezler. (: